Türkiye’de hayatını davasına adamış düşünce adamlarının önde gelenlerinden Cemil Meriç Kültürden İrfana adlı kitabında aydınlarımızın Batılaşma rüzgârıyla maziye ait herşeye karşı hoyratça yaklaştıklarını kendine has üslûbuyla anlatır.

Yalnızca eleştirmez o, hep yaptığı gibi geçmiş ile bugün arasında bir köprü de kurmaya çalışır. “Fikir sancısı” çeken nadir zekâlarımızdan Cemil Meriç’in vefatının 27. sene-i devriyesiyle rahmete vesile olması temennisiyle seçtiğimiz çarpıcı bir metnini sizlerle paylaşıyoruz.( Vefat tarihi: 13 Haziran 1987)

İstikbalimizi kendimize karşı kazanmak zorundayız önce. En büyük tehlike; Bu tefekkür ataleti, bu zillete rıza, bu gururdan soyunuş. İnsanın tek izzeti: Tefekkür. İnsan, “hayvan-ı natık” olduğu için, “ahsen-i takvim”dir. Beni hayvavn-ı natık olmaktan men ediyorsunuz, ne haddiniz diyemiyorum size. Esaretimden memnunum demek.

Osmanlı. Akından akına koşan bir mücahitler ordusu. Dağınıklığı içinde yekpare, alacağı içinde mütecanis(homojen). Medeniyetin yalnız yaratıcısı değil, taşıyıcısı da. Kahramanların sözle kaybedecek zamanları yok. Fatihler için tek mukaddes kelam vardır. ”Kelam-ı Kadim”. Ötesi: Eğlence, satranç gibi, cirit gibi; ötesi yani edebiyat. Milletlerde ihtiyarladıkça gevezeleşir. Hamlenin yerini belagat alır, hayatın yerini söz. Genç bir toplulukta, yaşayan bir toplulukta, tezatlarını kâh kılıç, kâh insanla halleden bir toplulukta laf ebeliğine ne lüzum var?

Yükseliş çağında küffarı irşad ederdik, küfürle istişare değil. Politika kulislerinde kazanılacak zafer, uşakların zaferi. Tanzimat, uçuruma açılan bir tereddiler(yozlaşmalar) dehlizi. Gafil bir intelijansiya, sirenlerin şarkılarını dinleyerek diyar-ı küfre yelken açar. Peri-i ilhamın narin omuzlarında, bir tarike-i dünya libası değil, çıplak gerdanında göz kamaştırıcı mücevherler var. Avuçları memnu meyvelerle dolu, dudakları vaitlerle. Aydınlarımız, bu tehlikeli nazeninin kollarında maziyi unuturlar, maziyi, gazalarını, zaferlerini, yiğitliklerini.

Osmanlı, yâd elleri kanıyla vatanlaştırmıştı, kanıyla ve adaletiyle. Kâfir çocuklarına kucağını açmış, onlara kendi ruhunu nefhetmişti. Mağlupların evlatları birer cihan pehlivanı oldular. “Ruy-i zemine şimşir gibi” saldığımız “demir kuşaklı” birer “cihan pehlivanı”. Yeniçeri, hidayete eren küfür, dost olan düşmandır. Damarlarında yabancı kanı taşıyan yüzbinlerce insan, küfürü yok etmek için kanlarını sebil ederler.

Yeniçeri, Osmanlı’nın en büyük mucizesi. Avrupa’yı Avrupa’ya kâfiri kâfire kırdırmak. Evet ama, zulmeti nura kalbetmek için… O zafer şahinleri, birer sulh güverciniydiler. Ülkelere sefalet değil, hakikat ve medeniyet götürüyorlardı. Bir devlettiler, kardeşliğe, adalete, saadete davet.

Avrupa, bize karşı aynı silahı kullanmak ister. Aynı silahı mı? Osmanlı, aydınlatarak dost yapmıştı düşmanı. O en güzide evlatlarımızı ayartarak koyulur işe. Edebiyatı bir aldatmaca olarak kullanır. Ve kelimelerle büyüler intelijansımızı, kelimelerle, yani yalanla. Edebiyat, irfan kalemize sokulan tahta at; Genç Osmanlılar, Avrupa’nın yeniçerileri. (…)

Hepimiz birer “Genç Osmanlı”yız Kendi elleriyle gözlerini çıkaran birer idrak hastasıyız hepimiz. Hayaletlerin korkusu içinde çırpınıyoruz, eserimiz olan hayaletlerin. Çare? Zindanımızı yıkmak, mimarı ve işçisi cehaletimiz olan zindanı. Önce, kendimizi tanımalıyız. Maziden koparılmışız. Cami avlusunda bulunmuş bir çocuk şuursuzluğu içinde çırpınıyoruz. Nasıl bir tarihin çocuklarıyız? Ne soran var, ne bilen.

İstikbalimizi kendimize karşı kazanmak zorundayız önce. En büyük tehlike; Bu tefekkür ataleti, bu zillete rıza, bu gururdan soyunuş. İnsanın tek izzeti: Tefekkür. İnsan, “”hayvan-ı natık” olduğu için, “ahsen-i takvim”dir. Beni hayvavn-ı natık olmaktan men ediyorsunuz, ne haddiniz diyemiyorum size. Esaretimden memnunum demek. Ama ben vicdanınızım, vicdanınız ve şuurunuz. Uçuruma koşuyorsunuz, durun diyemiyorum. Bu teslimiyet bir idrakin intiharıdır, bir idrakin, yani bir milletin. Korkunuz…

Bu cihatta zafer, kurtuluşun ilk merhalesi: Sonra Batı’yla hesaplaşacağız. Kızmadan, aynı haklara sahip, aynı ağırlıkta iki muhatap olarak. Türk insanı büyük bir medeniyetin varisidir. Kendisine sonsuz düşmanlıkları kazandıran bir mazi. Ve bugün tam mağlubiyet içindedir. Zaferin biricik şartı: Fedakarlık. Kavgaların en çetini karşısındayız: Kendimizle kavga. Haysiyet ve namus kavgası. Hakikat uğrunda bu kadarcık bir tehlikeyi göze alamayanların yaşamaya hakları var mı?

Son olarak makaleye ek olarak belirtmek isterim ki; Artık bloğumda eskiden de olduğu gibi çeşitli düşünce ve görüşlerde sizlere faydası olabileceğini düşündüğüm yazıları paylaşacağım. Bu yazıları, okuduğum metinler üzerinden sayısal ortama geçirerek, bizzat yazarak veya internet üzerinden alıntılamak yöntemiyle sizlere aktarmaya çalışacağım. Bu konuda oldukça seçici olmayı düşündüğüm için bu tarz yazılarla sık sık karşılaşmayacağınızı da bu nota eklemeliyim.

Paylaş

1990 yılının Ağustos ayının 12. günü dünyaya geldim. O gün bugündür yaşıyorum. :)

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildirim Al
avatar
wpDiscuz